Erdem Gürses İran Notları

KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ MUHTEŞEM ÜLKE…

Sabah erken uyandım. Bir kahve faslından sonra Tayfun’la yollara düştük. Yine Bakü şehir meydanının bulunduğu ana alana geldik. İran sınır kapısı astara’ya buradan arabalar kalkmakta. Arabalar genelde Mercedes ve son model olanlar bile var. 4 kişi biniliyor ve kelle başı alınıyor para. Ortalık ana baba günü. Saat sabahın 10.00’u ama çok kalabalık meydan. Üstümüze hücum edenler, kolumu çekenler, arabasına çağıranlar…Bir silkindim ve biraz mesafe koydum araya, sonrasında bizimle en mantıklı konuşan kişiyle muhabbete girdik ama yanımızda en az 7 kişi falan var bizi dinliyor. Burada yanımda Tayfun’un olması deli güzel oldu. Adam o kadar hızlı Azerice konuşuyor ki anlamakta güçlük çekiyorum. Adam astara sınır kapısına 50 manat istiyor. Yuh dedim yuh, astara buradan 380 km, biz var gücümüzle pazarlık yapmaya başladık. En masum hallerim, en acındırıcı bakışım..Ya ben gezginim param yok, tüm malvarlığım sırtçantam falan diyorum ama adam nuh diyor peygamber demiyor. Yanımda sadece 30 manat var ve bunun 5 manatını da astara’dan sonra bozdurmayı düşünüyorum. Yaklaşık 1 saat pazarlık, hayır duası, Müslümanlık falan derken adam 25 manata razı oldu. Bende deli bir sevinç. Yaklaşık 1 saat arabanın dolmasını bekledim. Tayfunla vedalaştıktan sonra arabaya atladık ve astara yollarına düştüm. Saat 12.00..Araba Mercedes, ve gayet hızlı kullanıyor adam. Yol boyunca petrol işletme rafineleri, her yerde aliyev resimleri var. Yol kaymak gibi otoban ve dümdüz, polis falan da yok. Arabaya binince yavaştan gözlerim kapanmaya başladı. Arabanın durduğunu hissettim ve gürültüden gözlerimi açtığımda mola verdiğimizi gördüm. Sınıra daha 180 km var ve saat 15.00 olmuş bile. İran sınır kapısı saat 18.00’de kapanmakta, içim sıkıldı birden. Şöföre yetişecekmiyiz diye her defasında sorduğumda yetişecez diyor başka bir şey demiyor. Hadi bakalım dedim. Çay molasından sonra düştük yine yollara, yaklaşık 50 km gittikten sonra yol iyice bozulmaya başladı ve tali bir yol görünümüne girdi. Artık tek yolda çift gidiş dönüşe döndük ve hızımız iyice düştü. Ben iyice telaş yapmaya başladım çünkü sınır kapanırsa ilk önce bu adamı vuracağım sonra sınır kapısı free alanda çadır atacağım, başka çarem yok. Neyse ki bizim şöför boş bulduğunda yolu her dakilka hız rekoru kırmakta ve biz kelle koltukta gıkımız çıkmadan devam ediyoruz. Valla gıkım bile çıkmaz önemli olan benim sınır kapısına yetişmem. Böyle bol hızlı, slalomlu, kelle koltukta yolculuktan sonra astara sınır kapısına vardım nihayet. Saat 17.40 ve ben hayatımın en uzun koşusunu yaptım kapıya. Azerbaycan kontrol noktasına geldiğimde yine aynı rezillik bşladı; -nerede kaldın-arkadaşımda,-manat ver-manatım yok,-pulun yoksa iran’da napcan-arkadaşım verecek bana para..gibi rüşvet istemeler. Bu arada saat 17.55 ve benim pasaport hala Azeri polisinde. Artık sinirden deliye döndüm, 3 polis kontrolü ve üçüde yan yana neredeyse ve üçünede aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorum, en sonunda başladım pisliğe; ben gazeteciyim, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, ben bugün burada sınır kapısında çadır atacağım, yarın ilk işim sizi bakü konsolosluğuna şikayet etmek olacak, gitmiyorum irana, baküye geri döneceğim diye başladım bağırmaya Adamlar panik oldu birden, birbirlerine bakıyorlar, hayır ne olacaksa olsun ben zaten gemileri yakmışım, 5 dk kalmış kapının kapanmasına, derken polis pasaportumu verdi, tamam dedi, ben adamın suratına bakmadan iran sınır kapısına koştum. Etrafımda ne var ne yok dikkat etmiyorum bile, son anda demir turnikelerden girdim, önümde bir kadın ve erkek var, azeri onlarda, kadın kısa kollu bir tişört ve etek var altında, durmuş bavuldan çadoor çıkarıyor yani kara çarşaf Hemen bir ince hareketle onları geçtim ve iran sınır kapısından girdim içeri, kafayı çevirdim, benim gördüğüm adamla kadında girdi içeri ve kapıyı kapadı iran sınır polisi, saat 18.00 Pasaport kontrol o kadar kolay ki, iran sınır polisi hoş geldin dedikten sonra çantamı boşaltmamı istedi ama bir yandan da özür diliyor ve işin garip tarafı Türkçe konuşuyoruz. Ben çantayı boşalttım, yarısına gelmiştim ki tamam kardeşim geçebilirsin dedi. Astara sınır kapısından geçişi yaptıktan sonra gözlerime inanamadım, irandaydım ve Humeyni rüzgarı etkisini hissettirmeye başlamıştı. Zaman durmuştu sanki burada. Etrafımı saran onlarca Türkçe konuşan ayaklı dövizciler, taksiciler…Yine kendimi sote bir tarafa attım ve vakit kaybetmeden Kutaisi’de hostel’de tanıştığım Ali’yi aradım. Ali astaraya gelmiş ve beni bekliyormuş zaten. Onunla buluştuk ve bir yemek yedik. Yemek faslını ilerleyen bölümlerde daha detaylı anlatacağım. Ali beni Tebriz arabalarına bindirdi. Vedalaştık ve tebrize doğru yola çıktım. Araba çok eski, paykan model ki iran da daha sonra her yerde göreceğim araba buydu. İranın savaştan önce ürettiği paykan üretimi durmuş sonrasında ve hala o yıllarda üretilen araçlar trafikte, araçlarda 4 kişi var yine kelle başı para alınıyor, astara-tebriz arası yaklaşık 400 km ve kelle başı alınan para 15.000 tümen, ve 1 dolar 3500 tümen yapmakta. Yani ulaşım ve benzin çok ama çok ucuz. Astara hazar denizi kıyısında çoğunluğu Türkçe konuşan Azeri ve taliş halkının yaşadığı bir şehir olduğu için Türkçe konuşmakta ve anlamakta hiç zorluk çekmedik. Araçta da bangır bangır İbrahim Tatlıses çalıyor, ki bunu da daha sonra detaylı anlatacağım, anlamadığım farsça dilini yüksek sesle konuşan şöför ve yanındaki, ve yanımda horlayan genç..Bu ortamda ve etrafıma baka baka şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuş vaziyette gördüğüm iran manzaraları karşısında tebriz’e geldim. Adama Firdevs caddesi demişti ali zaten. Firdevs caddesi başında beni indirdi adam ve ben yaklaşık 5 dk yürüdükten sonra hostel meshed’in kapısındaydım. Saat gece 23.45 ve ben yorgunluktan ölüyorum. Hemen kendimi yatağa attım. Ve deliksiz bir uyku çektim.

İRAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER

İran’da tam 1 ay kaldım, ve o kadar çok şey yaşadım ve gördüm ki…Arkadaşlarım sayesinde bilinmeyen iran’ın dehlizlerinde yürüdüm. Ve ben gezilecek bir ülke olarak İran’ı çok sevdim. Genel olarak notlarıma bakalım şimdi;

Halk otobüslerinde ön kapıdan giriş yok, orta kapıdan erkekler, arka kapıdan kadınlar biniyor. Otobüs duraklarında demirden yapılmış turnikeler var, kadınlar ve erkekler ayrı sıraya geçiyor. Otobüs içinde de kadın ve erkek bölümünü ayıran bir demir var, sadece para toplayan görevli bu bölümü geçebiliyor.Cuma günleri resmi tatil, her yer kapalı. Ülkede yollarda 3 çeşit taksi var, 1.si resmi taksiler yani taksi yazan taksiler, 2. Ve 3.sü ise halkın işlettiği korsan taksiler. Halkın ekonomik gücü çok zayıf ve parasız, ondan dolayı akşam mesai bitiminde işinden çıkan halk ve emekli olmuş kişiler kendi arabaları ile taksicilik yapmakta, benzin çok ama çok ucuz ve bundan dolayı da ikinci bir iş yapıyorlar. Yani yollarda, şehir içinde hangi arabaya el kol yapsanız pat diye durur önünüzde. Taksiciler kazık atmakta potansiyel tehlike. Kesinlikle inanmayın. Size 15.000 tümen dediği yer kesinlikle 500 tümendir. İranlı olmayan herkesi deli kazıklıyorlar, benim onlarca arkadaşım olduğu için iran’da beni kazıklayamadılar ama benim yanımda bile neler gördüm neler ki beni yalnız sanıp kazıklamaya çalışan sonra da arkadaşım iranca konuşunca yanlış anlama oldu diye zırt kaçan çok taksici gördüm. İran çok ucuz bir ülke, çok ucuz. Dolar ile gideceksiniz kesinlikle. Dolar kuru o kadar esnek ki burada benim geldiğim 2013 nisan ayında 1 dolar 3500 tümen idi ve 4 gün sonra 3508 tümen, 9 gün sonra 3510 tümen ve 23 nisan’da ise 3527 tümen oldu yani oturduğunuz yerde paranıza para katılıyor ama iran halkı da fakirleştikçe fakirleşiyor. Yemekler devasa boyutta, pilav her yerde, detaylı olarak yazacağım yemek bölümünde daha sonra. Şehirlerarası otobüsler Volvo ve dev gibi, içerisi çok geniş, saray gibi, deri koltuklar. Yolculuk başladığında size bir kutu ikram ederler, içinde 2 gofret,1 bisküvi,1 meyva suyu var ve yolculuk bitene kadar bir daha ikram yok. Otobüslerde emniyet kemeri kesinlikle bağlanır. Otobüsler mola verdiğinde tüm yocular iniyor otobüsten ve kapılar kapanıyor. Otobüs hareket edeceği zaman kapılar açılıyor ve yolcular biniyor tekrar. Otobanlarda gişe noktalarında polis kontrol noktaları var, polisler otobüse binip yolcuları kontrol ederler.İran bir çay ve nargile cenneti, benim gibi çay tiryakileri için cennet burası. Nargile’ye galyan derler ve her yerde galyan dükkanları vardır. İran’da hemen heryere çadır atabilirsiniz ki yerel halk bile evine gitmiyor, çadır atıp parklarda kalıyor serin serin. Her yerde ama her yerde parklarda çadır atıp orada kalan halktan kişileri görebilirsiniz. Tebriz’de Türkçe konuşulmakta, Azeri Türkçesi ama rahatça anlaşabiliyorsunuz. Ama Tebriz dışına çıktığınızda isfehan, Şiraz, yezd gibi şehirlerde Türkçe konuşan neredeyse yok ve anlaşmak çok güç olabiliyor, İngilizce zaten bilen yok halktan. Kesinlikle farsça rakamları çalışın, en azından 1 den 10 a kadar öğrenin çünkü İngilizce yazan bir tabela bile yok iran’da, çok zorlanırsınız.

İRAN’DA KESİNLİKLE KADINLARIN, MOLLALARIN VE HOCALARIN FOTOĞRAFLARINI ÇEKMEYİN. ASLA VE ASLA Şİİ-SÜNNİ SOHBETİ YAPMAYIN. İRAN HALKI Şİİ’DİR VE BİZ SÜNNİYİZ. YAVUZ SULTAN SELİM 1517 YILINDA MİLYONLARCA Şİİ İRANLIYI KILIÇTAN GEÇİRDİ VE BUNUN ACISINI HALA DUYAR İRAN HALKI. KESİNLİKLE HUMEYNİ HAKKINDA BİR SÖZ SÖYLEMEYİN. KIZLARDAN HEP UZAK DURUN VE ASLA GÖZ TEMASINA GİRMEYİN.

İran’da devrim zamanına şahit olmuş 40 ve sonrası yaşlardaki kadınlar tamamen çarşaflı ve kapalı ve daha genç nesil ise sadece başının ortasından aşağıya sarkıtmak suretiyle yüzü ve başının yarısı açık, rengarenk çadoor giymekte. Genç kızların neredeyse yarısından fazlası burun estetikli çünkü erkekler tarafından beğenilmek için satabilecekleri sadece yüz kısımları var İnternet yasak yani facebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağları, ama google gibi arama motorları var fakat çok ama çok yavaş. Kafayı yersiniz. Erkeklerin şort giymesi yasak, ve benim gibi 14 tane dövmeniz varsa vücudunuzda daha sakıncalı. Ben iran günlerimde nisan ve mayıs sıcağında hep uzun kollu gömlek ile dolaştım. İranda her evde türk kanalları izlenmekte, gizli gizli. Uydu antene çanak demekteler. Ama çanak ev içinde saklı bir yerde muhafaza ediliyor. Dışarda balkon gibi yerlere asılırsa toplatılıyor ve cezası var. Tebriz’de göreceksiniz, halk zaten Azeri birde yerel halk türk kanalları izleye izleye akıcı bir Türkçe öğrenmiş. Her yerde İbrahim Tatlıses, Ahmet kaya, ebru gündeş soracaklar size türk olduğunuzu öğrenince. İlk zamanlar gülümsüyordum ama artık bir ara o haddeye geldi ki midem bulanmaya başladı artık bu 3 kişinin bana sorulmasından. Takside, galyanda, evde, otelde, sokakta..Her yerde soruyorlar. –Merhaba, merhaba, nerelisin, İstanbul, ibo nasıl, Ahmet kaya neden öldü, ebru gündeş nasıl Anında bu 3 soru sorulmakta. Müslüman olduğumuz için bize çok sevecen, misafirperver ve dost canlısı kişiler. Ama yukarda yazdıklarımı unutmayın kesinlikle. Müslüman olduğumuz için girilmeyen pek çok yere girebildim. Yabancılar asla alınmıyor bir takım yerlere. Detaylı olarak anlatacağım. İranın para birimi riyal ama tümen kullanılıyor. İlk başta çok şaşırtıcı ve kafa karıştırıcı ama halk çok basit bir yöntem bulmuş: riyalden bir sıfır atıyorsunuz, buyurun size tümen oldu Söylemeye gerek yok, askeri yerlerin, karakolların resimlerini sakın çekmeyin. Ülkede irancell hatları alıp kullanabilirsiniz. Genelde 2’li sim kart olarak veriliyor. Yurtdışı ve içi konuşmak çok ucuz. Rahatlıkla sevdiklerinizle iletişime geçebilirsiniz. İran’da 3 vakit ezan okunur, bizimki gibi 5 vakit değil; şii geleneğinde günde 3 kez ezan okunur ve camiye gidilir. Kravat kullanımı neredeyse yok burada. İran tarihinde ise din ve inanış olarak kökeni binlerce yıl öncesine giden Zerdüştlük inanışı ve sonrasında şii inanışı vardır. İran’ın hemen her yerinde Zerdüşt dininden kimselere rastlayabilirsiniz, evlerde, otobüslerde, duvarlarda sembolünü görebilirsiniz.

TEBRİZ

Astara sınır kapısından iran topraklarına girip, tebriz’e ulaştığımda yorgunluktan bitmiş vaziyetteydim. Hemen hostele geçip uyku moduna geçtim. Ve sabah erkenden kalkıp Tebriz notlarımı alıp adımlamaya başladım. Tebriz ufak bir yer. Halkı iran azerisi ve akıcı Türkçe konuşabilmekte. Burada iletişim konusunda hiç zorlanmadım. Şehirde ana merkez diyebileceğimiz 2 cadde var, bunlardan biri İmam Humeyni caddesi, diğeri Şüheda caddesi. İkisi de birbirini paralel olarak kesmekte. Bu iki caddeye ne kadar yakın bir yerde konaklarsanız şehri gezmek o kadar kolay olur. Genel olarak bu caddeleri kesen tam göbekte yer alan Firdevs caddesi ise konaklama açısından ve ulaşım açısından en rahat caddelerden biri. Firdevs caddesinde yer alan Hostel Meşhed sırtçantalı gezginlerin uğrak yerlerindendir. Tebriz’de buradan daha ucuz bir yer bulamazsanız. İran hükümeti tarafından yurt gibi konaklama izni verilmiş tek yer. Beklentinizi fazla tutmayın, odalar çok berbat, kirli, tuvalet koridorda ve ortak kullanım, banyo yapmak isterseniz ayrıca bir para ödemeniz gerekli, kahvaltı oda fiyatına dahil değil. Ama benim gibi amacınız sadece uyumaksa dert değil. Zaten tüm gün gezip duruyoruz. Amaç uyumak

 

Hostel Meşhed

İranda günlük kur fiyatları devamlı değişmekte, ondan dolayı fiyatlar yanıltıcı olmasın size. Nisan 2013 tarihinde gezime başladığımda 1 dolar 3500 tümendi ve hostelin geceliği 20.000 tümendi. Tebriz’de 4 gün kalacağım ve gezime başladım.

1.GÜN

TEBRİZ GEZİLECEK YERLER

Arg-e Tebriz: Firdevs caddesinin başlangıç noktasına geldiğinizde karşınıza eski bir kale harabesi çıkar, işte burası Arg-e Tebriz’dir. Tebriz’in en önemli tarihi eserlerinden birisidir. Bu kalenin tamamı tuğla ile örülerek yapılmış. Önceden bu kalenin yüksek surlarından idama mahkum olmuş suçlular atılırmış.

 

 

 

Sıcak bastırmaya başladı iyice, bir cigara yakıp adımlamaya devam ettim. Arg-e Tebriz’in önündeki cadde imam Humeyni caddesi ve kaleyi arkanıza alıp caddenin sağına doğru adımlamaya başlarsanız yolun karşısında bir müze göreceksiniz. İşte bu müze tarihi Azerbaycan Müzesi.

Azerbaycan Müzesi: Giriş kapısındaki iki taştan koyun heykeli ile sizi davet eden bu müze 1957 yılında açılmış ve kesinlikle görmeniz gereken bir yer. Müze içerisinde fotoğraf çekmek yasak.

 

Azerbaycan Müzesi

Müze 3 katlı ve içerde antik eserler, silahlar, iran hükümdarı Darius’tan bu yana tüm medeniyetlerin bastırmış olduğu sikke ve altınlar ki yavuz sultan selim’in sikkesi saf altındı ve muhteşemdi- var. Giriş katının hemen solunda dev bir camekan içinde birbirlerine bakar halde yatırılmış iki iskelet var, binlerce yaşında olan bu iki iskelete –aşıklar- ismi verilmiş. İskeletler ilk bulunduğu zaman toprağın altında bu şekilde bulunmuş yani bu pozisyonda gömülmüşler. En alt katta ise beni şaşkınlıktan donduran ve dilimi yutturan bir heykel müze salonu var. Tebrizli ünlü heykeltıraş Ahad Hosseini tarafından yapılan bir heykel salonu var burada ama heykeller o kadar canlı ve ince detaylı yapılmış ki gözlerime inanamadım. O salonda yaklaşık 1 saat kaldım ve dondum kaldım bu kadar mı gerçekçi bir çalışma olur mu diye..Fotoğraf çekmek yasak ama çıkışta aldığım heykeller ile ilgili bir kitapçıktan çektiğim fotoğrafları yükledim bende. Fotoğraf çekmek yasak ama fotoğraf heykellerinin bulunduğu kitapçığı satın almak serbest. İlginç bir uygulama. Ben salona indiğimde ve heykelleri gezmeye başladığımda benim iran günlerimin esas şimdi başlayacağını tahmin bile edemezdim. Salonda görevli genç bir arkadaş yanıma geldi, adı Hasan. Tanıştık ve Türkçe sohbet etmeye başladık. 1 saat boyunca bana heykellerin hikayesini anlattı. Sonrasında ben istanbul’u anlattım ona ve sonrasında müze cafeteryasında çay içtik. Ben iran’a yalnız geldiğimi ve sırtçantalı olduğumdan bahsettim. Hasan bana seve seve tüm tebriz’i dolaştırabileceğinden bahsetti. Seve seve kabul ettim. Ve o gün benim için gerçek iran gezisi başlamış oldu Akşam saat 20.00’de hasan’ın mesaisi bitiyor ve ben hasanla buluşmak için söz verdik birbirimize. Bu arada gelelim heykellerin hikayesine;

Açlık, fakirlik, zenginlik, tokluk, savaş, kapitalist ülkeler, ırkçılık, kardeşlik, din, savaş betimlemeleri yapılmış heykellerde, nasıl tarif edeceğim bilemiyorum, yazıya dökmek çok zor ama inanın bana kendi gözlerinizle gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu kadar gerçekçi-sanki canli bir insanı alıp dondurmuşlar gibi- bir heykel topluluğunu ve bu kadar muhteşem bir zeka ürünü heykelleri hayatımda ilk defa burada gördüm.

 

 

Hasan ve Nima

Biz sohbet ederken müze müdürünün oğlu Nima geldi yanımıza, 21 yaşında bir arkadaş. Başladık sohbete, nima bana henüz kimsenin bilmediği ve kazı çalışmalarının devam ettiği bir yer altı mezar şehrinden bahsetti. İstersem kısa da olsa görebileceğimi, gezdirebileceğinden bahsetti. Havalara uçtum tabi. Kazı alanına giriş yasak ama nima müze müdürünün oğlu olduğu için serbest tabi. Hemen yola koyulduk ve Azerbaycan müzesi’nin arka bahçesinden kilitli bir kapıdan geçerek bir kazı alanına vardık. Etraf büyük duvarlarla çevrili, içerde arkeologlar fırçalarla toprakları süpürüyor. Askerler ve sivil güvenlik görevlileri de var. İlk önce herkes bana baktı, elimde fotoğraf makinası, turist bir tip. Nima onlarla konuştu ki zaten herkes onu tanıyor. Sonra yanıma gelip benimle konuştular. Fotoğraf çekmek yasak dediler ama ben içerde Nima’dan izin alarak çekim yaptım.

 

Azerbaycan Müze bahçesi ve arkada bulunan kapıdan giriş yaptım

 

 

Yer altı Mezarlığı giriş kapısı ve kazı alanı

İçeriye girdiğimde şaşkınlıktan dilimi yuttum nerdeyse. Binlerce yıl öncesinden kalan iskeletler bulunmuş, yanlarında yine gömülü halde silahlar ve çanak, çömlek..Camekan bir alanda korumaya almışlar. Tarih ve medeniyeti saptamaya çalışıyorlar.

 

 

 

 

Yer altı Mezarlığı ve kazı yapılan her toprak katmanı işaretlenmiş.

 

Ben zevkten dört köşe olmuş vaziyetteyim, işte esas iran günlerim başladı. İnsanlarla olan diyalog ve sıcakkanlılık her gezgine muhteşem bir deneyim ve yeni arkadaşlıklar kazandırmakta. İster buna şans deyin ister kader, ama sonuç muhteşem güzel olmakta.

Nima müzeye geri döndü, bende akşam hasan ile buluşacağım için yol boyunca rotama devam ettim. Azerbaycan Müzesi’nin hemen yanında bir cami göreceksiniz. İşte o cami Mescid-i Kabud diğer adıyla Mavi Cami.

Mescid-i Kabud-Mavi Cami: Yaklaşık 1001 tane olduğu söylenen mavi çinilerle Allah adının yazılı olduğu bu cami 1465 yılında yapılmış ve o zaman kullanılan çiniler eşsiz güzelliğiyle Tebriz’in görülmeye değer en önemli eseri arasına girmiştir. Bir çok deprem geçirmiş Tebriz ve çinilerde o depremlerde yok olmuş. 1465 yılından kalma çiniler ise hala cami duvarlarında var. Cami içinde ise muhafazası daha kolay olmuş ve gerçekten muhteşem.

 

Mescid-i Kabud

 

Duvarda kalabilen çiniler

Cami giriş kapısı

 

Caminin içi eşsiz çinilerle döşenmiş. Gerçi bu çiniler benim iran günlerimde daha sonra aklımın başından gideceği isfehan’da göreceklerimin bir habercisi gibi. Ama şimdiden nerden bilebilirim ki. Caminin içinde hemen karşı tarafta ufak bir bölüm var, yukarda fotoğrafta tam arkamda olan bölüm. O bölümde Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şahın mezarı varmış. Mezara inemiyorsunuz, kapalı, ama ben delikten içeri makinayı soktum ve birkaç poz çektim. Zaten mezarda boş durumda.

 

Buradan makinayı soktum

 

 

Evet, mezar bu Yine bu bölümde 1465 yılından kalma çiniler sergilenmekte.

 

 

 

 

Mescid-i Kabud

Mescid-İ Kabud’un olduğu geniş ve büyük bahçe ise Tebriz halkının soluklandığı, çay içtiği bir yer ve buraya Khagani Bahçesi denilmekte. Bunun sebebi ise 12.yy’da burada yaşamış olan ünlü Azeri şairi Khagani’nin heykelinin bulunması.

 

Khagani Bahçesi

Artık sıcak kendini iyice hissettirmeye başladı, ve karnım acıkmaya başladı hafiften. Tebriz’e gelip’te buranın meşhur yemeği olan Tebriz köftesini yememek olmaz dimi Tebrizde hemen her yerde bulabilirsiniz bu devasa köfteyi ama en güzel yeme saatleri öğlen saatleri. Çünkü öğlen saatlerinden sonra bu yemeği bulmanız biraz zor. Adet hesabıyla yapılıyor ve hadi ben geldim bana bir Tebriz köftesi yapın demekle olmuyor işte. Neticede bende imam Humeyni caddesinde ne kadar dolandıysam dolanayım bulamadım hiçbir yerde. Azerbaycan Müzesi’ne döndüm hasan’ın yanına, derdimi anlattım. Hasan beni müzenin yan tarafında bulunan terbiyat caddesine yönlendirdi. Bu cadde Firdevs caddesinin paralelinde hemen. Orada bulunan ufak esnaf lokantaları var ve günün her saatinde zulalarındaTebriz köftesi var. Ben ilk önüme gelen lokantaya girdim ve evet var cevabını alınca soluksuz oturdum masaya. Buyrun Tebriz köftesine yada iran diliyle köfte tebrizi

 

Köfte Tebrizi

Gerçekten büyük ve içinde çok çeşitli baharatlar var. Ama tadı muhteşem güzel, nefis. Karnımı doyurduktan sonra yine bir cigara molası verdim ve notlarımı düzenledim. Sırada tebriz’in bazaar’ı var gezilecek.

Bazaar: İran bir Bazaar cenneti desem yanlış olmaz herhalde, gittiğim her şehrinde bizim Kapalıçarşı misali girdiğinizde kaybolacağınız bazaarları var, biz çarşı diyelim burada yazarken. Tebriz’de bulunan bu çarşısı da Firdevs caddesinin sonunda yer alan 2.büyük cadde olan Şüheda caddesinin önünde yer almakta.

 

Tebriz Bazaar meydan

 

 

 

 

Tebriz bazaar

Çarşı gerçekten büyük ve içinde çeşitli esnaf grupları var. Kapalıçarşı’nın daha ufağı ama en azından iran havası kokladığınız bir yer. Çarşı içinde kesinlikle kaybolacaksınız, benden söylemesi Hiç dert etmeyin, kaybolun, adımlayın, yorulduğunuzda her köşe başında çayhane var, oturun çayınızı için. Bu arada iran’da çaylar bardakta değil, demlikte gelmekte ve sudan ucuz, dedim ya iran benim gibi çay tiryakileri için bir cennet. Ama maalesef demleme çay değil, poşet çay Bu çarşı içinde peynirciler, ayakkabıcılar,baharatçılar, kuyumcular, gıda malzemeleri satanlar gibi bir çok grup farklı labirent gibi bölümlerde ayrılmış durumda. Çarşının 1000 yıllık olduğu söyleniyor. Çarşının koridorlarında ilerlerken çatı bölümlerinin hep delik olduğunu göreceksiniz, işte bu delikler doğal klima görevi yapıyor. İçerdeki sıcak havayı alıp sirkülasyon yapıyor. Dışarısı o kadar sıcakken bile çarşı içi serindi.

Çarşının gıda malzemeleri satan esnaf bölümünün bulunduğu alana sapıp o koridor boyunca yürüdüğünüzde çıkış kapısından çıkın. Karşınıza Kesik minare dedikleri tarihi cami çıkar.

 

 

Çarşı çıkışı karşınıza çıkan kesik minareler

 

 

Ve bu camiden tekrar ana yola çıktığınızda Şüheda Meydanına çıkmış olursunuz.

 

 

Şüheda Meydanı

Yukarda fotoğrafta gördüğünüz gibi iran’da trafik berbat ve kurallar yok neredeyse, ışık yok, kural yok, polis var ama niye var onu anlamış değilim. Ve evet iran’da bir kilise var, aha da yukarda resmini görüyorsunuz ama kapalı, işin açıkçası çok ta merak etmedim niye kapalı diye..

 

 

 

Tebriz sokakları

Şüheda meydanından tekrar aşağıya terbiyat caddesine adımlıyorum. Caddenin bitimi yine imam Humeyni caddesi yani ana noktamız. Burada bir galyan molası vermek istedim. İranın meşhur içeceği galyan yani nargile. Her sokakta, her caddede irili ufaklı galyan dükkanları bulabilirsiniz. Yerel halk ile kaynaşmak, sohbet etmek için iyi fırsattır. Ben de gördüğüm ilk galyan dükkanına girdim, burası ufacık ve girdiğim anda tüm gözler bana çevrildi, nerelisin sorusu, ardından başlayan İbrahim Tatlıses, Ahmet kaya, ebru gündeş soruları. Ben galyan çekiyorum ama bir yandan da tebessümle cevap veriyorum.

 

 

 

 

Bizim galyancı

Galyan dükkanları da fark ediyor kendi aralarında, bu tip ufak yerlerde genelde esnaf ve yaşlı kesim takılıyor, galyan yanında daima bir demlik çay geliyor ve yanında kıtlama şeker. Bu arada iran’da çayların yanında hep kıtlama şeker gelir, bizim doğu bölgesinde de kullanılan şeker. Ağzınıza atar, kıtlar ve sonrasında bir yudum çay içersiniz. Ben çayı şekersiz içtiğim için pek sorun olmadı bende ama küp şekere alışanlar için sorun olabilir kıtlama ayarında

Artık saat 20.00’ye geliyor ve ben galyancıdan çıkıp Azerbaycan müzesi’ne yol aldım. Hasan ile buluştuk ve hasanın arkadaşı ümit’te gelmiş. Ümit ile tanıştık, kaynaştık. Ümit Tebriz üniversitesi İngiliz dili ve edebiyatında okuyor. Türkçesi çok iyi. Napalım diye konuşurken hadi galyana gidelim dediler. Yahu ben az önce galyandaydım dedim. Yok yok sen şimdi bizim götüreceğimiz esas galyancıya gel dediler. Atladık taksiye ve yeni Tebriz bölgesi denilen yere geldik. Tebriz eski ve yeni olmak üzere iki kısımdan oluşmakta. Yukarda gezdiğimiz yerler genelde eski kısım ama modern ve büyük binaların yapıldığı, çarşı ve caddelerde son moda beyaz eşya ve iletişim malzemelerinin satıldığı ışıl ışıl olan yer yeni Tebriz.

 

 

Yeni Tebrizz

Yeni Tebriz dediğimiz meydan da çok büyük bir mermerden döşenmiş halı şeklinde bir alan var, gençlerin takıldığı. Malum iran halısı çok ünlü ve bunu mermerden bir desen yaratarak meydana işlemişler.

 

 

Hasan, ümit ve ben hep takıldıkları galyancıya girdik ve anam dedim. Burası çok büyük bir alan ve genç kesim burada hep. Oturacak yerler taht gibi, aslında oturmuyorsunuz, resmen yayılıyorsunuz burada.

 

 

 

 

 

Tebriz gençliğinin tek eğlencesi burada galyan çekmek. Daha sonraki iran günlerimde o kadar çok galyan içtim ki artık galyan üstadı oldum sayılır. Bu tip büyük ve geniş galyancılarda ise galyan yanında yine demlik çay ve baklava veriliyor.

 

 

 

 

 

O gece hasan ve ümit’le nefis sohbetler ettik, müzikler dinledik, 40 yıllık arkadaş gibi olduk ve nerden bilebilirdim ki benim için muhteşem geçecek iran günlerim bu gece başlamıştı asıl. Sonraki günler hasan ve ümit sayesinde tanıştığım arkadaşlarla beraber bilinmeyen sokakları keşfedecek, onların evlerinde kalacak, aileleriyle tanışacaktım. Ve bu gece benim için miad gecesi olacaktı

Saat 23.30 gibi kalktık ve ümit’i yolcu ettik. Ümitle yarın sabah erkenden buluşacağız. Hasan ve ben yürüyerek benim hostele kadar geldik. Her şey için çok teşekkür ettim hasan’a, sen benim kardeşimsin dedi. Ve ertesi akşam tekrar buluşmak için randevulaştık. Günün tüm yorgunluğu üzerimde attım kendimi yatağa. Tebriz havası bir acayip, sabah ve öğlen çok sıcak ama akşam serin oluyor. Şimdi uyku zamanı…

2.GÜN

KENDOVAN:

Kendovan Tebriz’in yaklaşık 65 km uzağında ve şevkinizi kırmak gibi olmasın ama ulaşım gerçekten çok zor, ve benim yanımda ümit olmasaydı sinirden deli olup yollardan geri dönecektim. Kapadokya neyse burası da aynen böyle bir yer ama bir farkla, bu mağaralarda insanlar yaşamakta. Kendovan bakir, teknolojiden uzak kalmış bir köy. Ümit ile buluştuktan sonra imam Humeyni caddesinde yer alan merkez otobüs duraklarına geldik ve BRT yazan halk otobüslerine bindik. Bu otobüs bizi Tebriz tren istasyonunun bulunduğu yaklaşık 20 dk yol süren cihad meydanına getirdi. Bu meydanda yine tebriz’in en büyük parklarından biri olan Gülistan Parkı bulunmakta.

 

Tebriz tren istasyonu

Gülistan parkının Tebriz tren istasyonuna bakan yol kenarında Osku minibüsleri kalkmakta. Her saat başı kalkan bu minibüsler ile ilk önce Osku’ya gitmelisiniz. Tebriz-Osku arası yaklaşık 50 km ve minübüs ücreti kişi başı 600 tümen

 

Osku minibüsleri

Yola çıktıktan sonra tıngır mıngır klasik bir yolculuk sonrası ufak bir yerleşim olan Osku’ya vardık. Buradan Kendovan yaklaşık 15 km ve minibüs ya da otobüs yok. Mecburen taksi tutmak zorundasınız. Evet taksi fiyatları çok ucuz ama mesele kazıklanmamakta Yukarda yazmıştım, sizin turist olduğunuzu anlayanlar yaklaşık 2 katı fiyat çekmekte, bizde ki yanımda saf İranlı arkadaşım olmasına rağmen o kadar taksiyle fiyat pazarlığı yaptık. Adamlar kafadan 25.000 tümen diyor ki bu iran için korkunç uçuk bir para, ki daha sonra notlarımda okuyacaksınız, Tebriz-İsfehan arası 15 saat sürmekte otobüsle, bilet fiyatı 11.000 tümen, yada Tebriz-Türkiye Bazargan sınır kapısı 380 km arabayla ve kişi başı 21.000 tümen Bu adamlar 15 km yol için bu parayı istiyor. Ve yanımda Ümit var. Bırak dedim ya, lanet olsun, yürürüm. Başladık yürümeye, 5 dk gitmiştik ki bir araba durdu yanımızda, osku halkından kendi arabasıyla taksicilik yapan Cafer Ayaküstü konuştuk, anlaştık, bizi Kendovan’a götürecek, 3 saat sonra telefonla aradığımızda Osku’dan dönüp bizi alacak. Sonrasında Osku’ya geri getirecek, toplam 15.000 tümen. Hemen olur dedim tabi ben. Aslında 12.000 tümen falan da olurdu yani ama adam cidden iyi niyetli ve işin kötüsü Kendovan’dan Osku’ya dönüş arabası da yok. İran turizm işini pek ciddiye almıyor gerçekten. Elinde böyle bir imkan var, değerlendir, vasıta koy kardeşim. Biz yollara düştük ve Kendovan kapısına geldik. Burada kapıda bir gişe var, yani bildiğiniz köye giriş yolunun ortasında bir klübe ve gişe var, 1500 tümen istiyor adam, köye giriş için. Lan bu ne dedim ama bilet kesilmiş elinde bekliyor adam, araç parasıymış bu. Yani yayan tabanvay geçiş bedava ama araçla girersen 1500 tümen. Ümit’te durumu bilmiyor, acemilik yaptık verdik parayı. Araba hareket etti, 5 dk sonra köydeyiz. Lanet dedim yani arabadan insem ve yayan yürüsem 5 dk sonra köydeyim. 1500 tümende cepte kalacak. Dönüşte ulen dedim görüşürüz. Çünkü dönüşte Cafer arabayla giriş yapacak köye ve 1500 tümen daha bayılacaz ama ben b planını yaptım bile.

Kendovan gerçekten muhteşem bir köy ve mağaralarda yaşayan halk binlerce yıldır burada. Doğal ürünleri ki özellikle balları müthiş güzel. Kendovan’ı ikiye bölen nehir kenarında piknik yapabilir ya da nefis yemekler yiyebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kendovan Balları nefis

 

 

Yaklaşık 2 saat dolaştıktan sonra yemek için nehrin diğer yanına geçtik. Burada bir çok lokanta ve galyan yeri bulunmakta.

 

Humeyni her yerde

 

Bulmuşum iran sigarasını ve çok ta ucuza, stok yaparım yani

Bu sefer ki menümüz bir diğer meşhur iran yemeği Çelo Kebap. Bu kebap yağsız ve tuzsuz bir pilav eşliğinde verilen bizim adana kebap tarzı bir kebap. Porsiyonlar gerçekten büyük. Tereyağını ufak bir pakette yanında veriyorlar.

 

Çelo Kebap

İranda her yemeğin yanında soğan kesinlikle veriliyor. Yemeğimizi yedikten sonra dönüş yoluna geçiyoruz. Ümitle ben 5 dk boyunca köyün çıkışına doğru yürüdük. Cafer birazdan gelecek bizi almaya ve 1500 tümen vermek istemiyorum yine, çıkış kapısında buluşacağız onunla

 

Gezmek Özgürlüktür

Cafer gelip aldı bizi ve Osku’ya bıraktı. Yine aynı şekilde minibüse bindik ve Tebriz’e geldik. Burada Ümit beni hükümet binasına götürmek istedi. İranın en büyük halı dokuması buradaymış. BRT yazan halk otobüsleri ile tekrar imam Humeyni caddesine geldik ve merkezde bulunan hükümet binasına gittik.

Hükümet Binası: Bu bina 1942 yılında Almanlar tarafından yapılmış ve şimdi müze olarak kullanılmakta. İçerde ki 2 katlı bu bina değişik çanak ve çömlekler sergilenmekte ama görmeniz gereken esas yer dev halı dokumasının bulunduğu salon. Giriş ücretsiz.

 

 

 

 

 

Dev halı salonu

Saat 19.45 olmuştu ve hasan ile buluşacaktık artık. O sırada ümit telefonla konuştu ve beni mesut ve mehdi ile tanıştıracağını söyledi. Mesut ve mehdi Tebrizli ve uluslar arası konaklama sistemi olan couchsurfing Tebriz grubunun aktif üyelerinden. Tamam dedim ve bu buluşmanın ilerleyen günlerde muhteşem bir misafirperverlik ve konaklamaya dönüşeceğini bilmiyordum. Yaklaşık 1 saat sonra hasan, ümit ve ben mesut ve mehdi ile buluştuk. Şüheda meydanında bulunan Tebrizin en büyük beyaz eşya ve elektronik çarşısı olan Şems tebrizi çarşısında

Şems Tebrizi Çarşısı: Şüheda Meydanının köşesinde bulunan bu devasa kapalı çarşı her türlü beyaz eşya, bilgisayar ve cep telefonunu bulabileceğiniz, Tebriz’in can damarı olan çarşıdır. Burada saat 22.00’ye kadar her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Kısa bir not olarak iran’da bilgisayar ve cep telefonları Türkiye’den neredeyse yarı fiyatına daha ucuz ama garanti kapsamı sadece iranı kapsamakta.

Saat 23.00’e kadar bizim grup oturduk, bol kahkahalı ve nefis sohbetler yaptık. Yarı Türkçe yarı İngilizce yapılan bu sohbetlerden sonra Mesut bana hostelden ayrılmamı ve kendisine misafir olmamı istedi. Mesut bugüne kadar mehdi ile onlarca sırtçantalı gezgin ağırlamışlar evlerinde, CS sistemi çok nefis gidiyor burada, neden olmasın dedim. Ve daha sonra anlayacağım olaylar şekilde hayatımın en güzel kararını vermişim. İran günlerim ister şans deyin, ister kader o kadar güzel şekillendi ve gelişti ki irana sadece bir sırtçantasıyla gittim, yaklaşık 30 arkadaş edindim, evlerinde kaldım, bilinmeyen iranı gezdim dolaştım onlar sayesinde Ve şimdi bile, şu notları yazdığım 8 ağustos 2013 tarihinde hala telefonlaşıp, görüşüyoruz. Bundan büyük mutluluk var mı

Mesutla beraber hostele döndük ve sırtçantamı aldım. Mesut evdekilere haber vermişti zaten. Ve eve vardık. Mesutun evinde 2 gün geçirdim ve muhteşem bir konukseverlik ile karşılaştım. Daha sonraki günler Şiraz’dan Tebriz’e döndüğümde de onlarda kaldım ve nefis bir mangal partisi yaptık. Mesutun babası emekli tarih öğretmeni, annesi ise anaokulu öğretmeni ve 2 günüm muhteşem güzel geçti.

 

Mesut ve ailesiz

 

Mesut ve ben

3.Gün

Sabahlara kadar süren Mesutun babası ile tarih sohbeti sonrası yaklaşık 3 saatlik uyku ile sabah erkenden kalktım. Mesutun annesi ve babası dışarıdalar. Bugün yine Tebriz’in gidilecek önemli yerlerinden biri olan Ilgölü gezisi yapacağız.

Ilgölü: Tebriz şehri dışında bulunan ılgölü ortasında bir havuz bulunan geniş bir park alanı aslında. Tüm Tebriz halkı buraya akıyor. Havuzun ortasında bulunan restoran ise iran piyasasına göre pahalı bir yer. Ilgölüne gelmek için tek alternatif taksi tutmak.

 

 

 

 

Ilgölü

Saat 10.00 ve biz Ilgölünü dolaştık bile, derken mesut beni Eynali Dağına götürmek istedi. Aslında yarın için plan yapmıştım ama saat sabahın bu saati ve olur deyip yollara düştük.

Eynali Dağı: Eynali dağı Tebriz şehir merkezinden yaklaşık 15 km uzakta olan bir kutsal dağ. Kesinlikle görülmesi ve gezilmesi gereken bir yer burası. Dağın tepesindeki mezarlıkta Hz.Ali’nin 2 oğlunun mezarları bulunmakta ve aynı zamanda yine aynı yerde İran Dağcılık Kulübünün ofisi bulunmakta. Ilgölünden taksi tutarak dağın çıkılacağı yol başlangıcına geldik ama inanın bana eğer yanımda mesut olmasaydı ben bu Eynebil dağına falan gidemezdim çünkü ne haritada ne broşürlerde var, ama tepeye çıkınca gördüğünüz manzara yuh yani dedirten cinsten

 

 

Dağa tırmandıkça soğuk ve rüzgar etkisini gösteriyor. Burada teleferikler var isterseniz teleferikler ile dağa çıkabiliyorsunuz ama biz yürümeyi tercih ettik.

 

Arkada teleferikleri görebilirsiniz

 

 

Dağın zirvesine çıkmak yürüyerek yaklaşık 1 saat sürmekte ve dik yokuş yukarı çıkıyorsunuz, evet insanı bayağı yormakta. Ama zirveye çıktığınızda deli bir kalabalık ile karşılaşıyorum. Burada ağlayan, ibadet eden, duvarlara yüzünü süren onlarca İranlı var.

 

 

Türbeye girdiğinizde Hz.Ali’nin iki oğlunun mezarları yan yana ve girişte size bir pasta yada kek vermekte görevliler, sakın almıyorum demeyin, kutsal bir ikram bu..

 

 

 

 

 

Eynebil Dağı

Türbe girişinde daha sonra tüm iran’da her camide ve otelde göreceğiniz Mühr-ü Namaz Taşları var.

Mühr-ü Namaz Taşları: Şii inanışına göre namaz kılan her şii alınlarını mutlaka taş yada toprağa koymak zorunda. Camilerde halı üstünde namaz kılındığı için alınlarını bu taşa koyuyorlar. Bu taşlar ufak, kibrit kutusu büyüklüğünde. Taşların üzerinde Ali, Muhammed gibi isimler kazılı. Çok fazla aynı taşa alnını değdirip çok namaz kılan kişilerde bu kazılı isimler alnına çıkıyormuş dediklerine göre

 

 

 

 

Mühr-ü Namaz Taşları

Türbe ziyareti bitince hemen yan tarafta bulunan İran dağcılık klübünün basit ve ufak cafesine çay içmeye girdik.

 

 

 

 

Ümit, Mehdi ve ben

Artık gün kararmaya başlamaya yakın tekrar inişe geçtik. Bu sefer yokuş aşağı bir iniş olduğu için zorlanmadan indik. Zirvenin iniş kısmında bir devekuşu çiftliği var ve ben koşturarak çiftliğe girdim.

 

Ellerimle beslerim

Yine bir taksi tutup şehir merkezine geldik. Bu arada hepimizin karnı acıkmıştı ve yine bir esnaf lokantasına gittik. Bu sefer ki menü yine iran’a has ve meşhur yemekleri Ab Guşt..

Ab Guşt..yağlı kuzu eti, nohut, patates, domates ve bezelye karışımı bir yemek. Sahanda getiriliyor. Sahanda bulunan bir tokmakla siz eti eziyorsunuz ve tabağa boşaltıp afiyetle yiyorsunuz.

 

 

Ab Guşt öncesi

 

Ab Guşt sonrası

Bu arada iranda ayranlar 2 çeşit, sodalı ve naneli. Benim favorim naneli olan. Bunun dışında bir ayran seçeneğiniz yok. Yine iranda bizdeki gibi somun ekmek falan yok. Resimde gördüğünüz pide tarzı yada lavaş var ama büyük boyda yine

 

İrandaki bir halk fırını

 

Evet iran ekmeğine buyurun

İranda hemen her sokakta adım başı bir yardım kutusu göreceksiniz. Burada toplanan yardımlar iran-ırak savaşında şehit olmuş iran askerlerinin ailelerine gitmekte.

 

 

Artık yemek sonrası evlerimize dağıldık. Mesutun evine gittim tekrar. Annesi çoktan sofrayı kurmuş. Ama biz karnımızın tok olduğundan bahsedince dışarıda mı yediniz dedi. Evet dedik ve anlattık. Öyleyse erdem’e macun yedir tatlı niyetine dedi. Lan macun ne dedim içimden. Mesut evet ya aklıma gelmedi, umarım kapanmamıştır dedi. Ben bir merak atladım mesutun arkasına, çıktık evden ve köşedeki meyve suyu ve tatlıcı dükkanına geldik. Tebriz’de hemen her sokakta taze sıkılmış meyve suyu içeceğiniz dükkanlar bulunmakta ve en ünlüsü bunlardan kesinlikle kavun suyu içmeniz.

 

İran bir tatlı cenneti ve kurabiye, poğaça falan yok iran da, her yerde bin bir çeşit tatlı var ve ben en ünlülerinden olan macunu denedim

Macun: Eğer iran’a adım atıp bu tatlıyı yemeden dönerseniz iran geziniz eksik sayılır ona göre…Bu tatlıyı yedikten 5 dk sonra Tebriz sokaklarında koşmaya başlıyorsunuz, yemeklik viagra, atom, deli koşturan vs ne derseniz deyin ama bu macunu yiyin Bir bardağın içine bal, süt, badem, kakao, Hindistan cevizi, ceviz, dondurma, susam, muz, hurma, fıstık koyuluyor, kaşıkla hafif eziliyor ve 5 dk dinlendirilmeye bırakılıyor. Sonrasında kaşıklamaya başlıyorsunuz ve bittikten sonra takriben 5 dk sonra allahhhhh diye Tebriz sokaklarında deli dana gibi koşmaya başlıyorsunuz

 

Aha da macun bu

Macun maceramdan sonra Tebriz sokaklarında mesut beni yakaladı Zar zor zapt ettikten sonra eve geçtik. Ailesiyle yine güzel bir sohbet yaptık ve biz yukarıya geçtik. Tebriz planlarımı 4 gün üzerinden yapmıştım. Eğer bu muhteşem güzel insanları tanımasaydım bu 2 günde gezdiğim yerleri 4 günde zor gezerdim. Mesutla konuştum başka neresi var diye, sadece benim dükkan kaldı dedi gülerek. Başladık gülmeye Yarın istediğimiz saatte kalkacağız ve mesutun dükkana gideceğiz. Akşama kadar beraber takılıp, akşam galyana gideceğiz. Yarın serbest ve plansız gün çünkü Tebriz bitti

4.Gün

Sabah erkenden kalktık, oysa geç kalkacağız demiştik 1 gece öncesinden. Kahvaltı sonrası Tebriz otogarına geçtik ve isfehan için akşam 18.00’e bilet aldım. Sonrasında mesut’un dükkana geçtik. Mesut ufak bir dükkanda inşaat malzemeleri satmakta. Tüm gün boyunca sohbet ettik, yemek yedik. Öğleden sonra Ümit, Mehdi ve Hasan’da bize katıldı. Hasan beni yolcu etmek için izin almış müzeden yarım gün. İsfehan Tebriz arası yaklaşık 16 saat..Saat 17.30 gibi otogara geldim ve arkadaşlarımla vedalaştım. Gerçekten hüzünlü bir ortam oldu. Daha 4 gün önce sadece sırtçantamla yalnız başıma geldiğim bu şehirden şimdi 40 yıllık arkadaşlarım gibi sevdiğim 4 can beni uğurluyordu. İran turum sonrası tekrar tebriz’e dönme sözü verdim onlara, ve içim buruk bindim otobüse…

İSFEHAN

Otobüs bekletmeden yola çıktı ve yolculuğum başladı. Otobüslerde genelde tv olayında çok yüksek ses ve gürültü var, son ses dinliyorlar tv’yi, kulaklığımla telefonun müziğini açmama rağmen dışarıdan gelen tv sesini bastıramıyorum, şehir içinde belediye otobüslerinde kadın ve erkek ayrı yerlere otururken, şehirlerarası otobüslerde karışık bir oturma sistemi var, ilginç..Güzel ve rahat bir yolculuk sonrası öğlen 13.00 gibi isfehan’a vardım. İsfehan otogarında ilk defa burada karşılaştığım bir sistem ile karşılaştım. Taksilerin olduğu alana gidiyorsunuz, bu taksilerin hepsi resmi ve otogarın taksisi, bir kulübe var, orada bulunan görevliye gideceğiniz adresi veriyorsunuz, görevli o adrese göre parayı alıp fiş kesiyor ve bu fişi çağırdığı taksiciye veriyor. Taksici sizi adresinizin kapısına kadar bırakıyor. İsfehan turizm merkezli bir şehir olduğu için ingilizce’yi çat pat konuşuyorlar. Bende iran’da ünü çoktan tüm dünyaya yayılmış, sırtçantalıların gittiği tek adres olan Emir Kebir Hostel’in adresini verdim. Yaklaşık 15 dk’lık bir yolculuktan sonra hostele vardım. Daha önce Tebriz’den arayıp yer ayırtmıştım. Ve kısa bir sohbet sonrası hostele yerleşip kendimi dışarıya attım. İsfehan’da 4 gün kalacağım.

Emir Kebir Hostel: İsfehan’a gelen tüm sırtçantalı gezginlerin tek konakladığı hostel burasıdır. Fiyatı, ve gerçekten temizlik ve verdiği hizmet ile nefis bir hostel. İçeride dünyanın her tarafından gelmiş sırtçantalı gezginler ile buluşup sohbet edebilirsiniz. Fiyata kahvaltı dahil ve kahvaltısı gerçekten muhteşem. Sanki iran’da değilmiş gibi kadın gezginler şort, tişört ile dolaşabilir bahçesinde, içerisi başka bir cumhuriyet gibidir. Wc ve banyo ortak kullanımlı ama temiz. İsfehan merkezde bulunduğu için gezilecek her tarafa yürüme mesafesinde. Ayrıca bu hostelin özelliği kapısından çıkıp önündeki ana cadde olan Char Bagh caddesinden adımlamaya başladığınızda şehri gezmek için tam başlangıç noktasında bulunması. Yani hostelin gerisinde kalan caddenin diğer yanında pek bir şey yok, aşağıya adımlamaya başladığınızda tüm eserler karşınıza çıkmakta.

 

 

Hostelin bahçesi

1.GÜN

İSFEHAN GEZİLECEK YERLER

İsfehan İran’ın en önemli turistik şehirlerinden biri. İsfehanı başından sonuna kadar ortasından tek bir cadde ikiye bölmekte; Char Bagh Caddesi. Bu cadde o kadar büyük ki şehri bir ucundan bir ucuna kadar bu caddeyi adımlayarak gezebilirsiniz.

Char Bagh Caddesi: Bu cadde gezginlerin ana yürüyüş noktasıdır. Şehri bir ucundan diğer ucuna kadar ikiye böler. Bu caddenin ortasında başlangıcından bitişine kadar yaya yürüyüş yolu vardır ve trafik derdi olmadan bu yaya yürüyüş yolunu kullanarak tüm şehri gezebilirsiniz. İsfehanı turlarken göreceksiniz, tüm şehir dut ağaçları, gül bahçeleri ile bezenmiş ve yemyeşildir. Temiz caddeleri ve her dakika burnunuza gelen gül kokuları ile bu caddede yürümek bir keyiftir. Bu caddenin uzunluğu yaklaşık 5 km ve genişliği 51 metre. İsfehan halkı bu caddeyi üç bölüme ayırmış, yol tarifi alırken şaşırmayın, aslında tek bir caddeyi uzunluğundan dolayı üçe ayırmışlar.

 

 

Char Bagh caddesi

 

Bu yukarda gördüğünüz bisikletler bedava, turizm polisine pasaportunuzu gösterip, fotokopisini veriyorsunuz ve 6 saat süreyle bedava bisiklet kullanarak şehri turluyorsunuz.

Heşt Beheşt Sarayı: Hostel’den çıkıp Char Bagh caddesinde yürümeye başladığınızda yaklaşık 5 dk sonra büyük bir meydan çıkar karşınıza; İmam Hüseyin Meydanı. Bu meydanın hemen karşısında İsfehanın belkide en büyük parklarından biri olan şehir parkı bulunur. Bu parkın içinde Şah Süleyman Döneminde yapılan Heşt Beheşt Sarayı bulunur.

İmam Hüseyin Meydanı

 

 

 

Heşt Beheşt Sarayı

 

Bu sarayın ahşap oymaları ve süslemeleri zarif ve çok estetiktir. Gerçi saray şimdi harap halde ama sadece o ahşap oyma ve işlemeleri görmek için bile gidilebilir.

Char Bagh Medresesi: Parktan dışarı çıkıp yaklaşık 5 dk yürüdükten sonra masmavi çinilerle bezenmiş kapısı ve güneş ışığında ışıl ışıl işleyen renkleriyle bir medrese göreceksiniz, şu anda bile aktif olan ve isfehan üniversitesine bağlı bu medrese Char Bagh Medresesidir. Kapısı eşsiz çinilerle işlenmiş ve muhteşem bir mavi renk tonuna sahiptir. İçeriye giriş yasaktır ama kapının o eşsiz çini işlemeleri için kesinlikle görmelisiniz.

 

 

 

 

 

Char Bagh Medresesi

Si-o Se Pol Köprüsü: Char Bagh caddesinden yine dümdüz devam ettiğinizde şehri ikiye bölen bir nehir ile karşılaşırsınız. Bu nehrin adı Zayende Nehridir. Zayende Nehri isfehanı ortasından ikiye böler ve iki parçaya ayırır. İşte bu nehir üzerine kurulmuş olan tarihi köprü Si-o Se Pol Köprüsü’dür.

 

Si-o Se Pol Köprüsü

1602 yılında Şah Abbas tarafından yapılan bu köprüye Si-o Se Pol denmesindeki amaç köprüde bulunan 33 adet sütundur. Uzunluğu 300 metre ve genişliği 14 metredir. Sadece yaya trafiğine açık olan bu köprü tartışmasız tüm isfehan halkının gelip çay içtiği, toplandığı, akşamları müzik dinletisinin olduğu bir buluşma noktası.

 

 

Khaju Köprüsü: Si-o Se Pol Köprüsünden devam ettiğinizde yaklaşık 2 km sonra karşınıza çıkar.2. Şah Abbas tarafından yaptırılan bu köprü araç trafiğine açık.

 

 

 

 

 

Khaju Köprüsü

Artık akşam olmuştu ve ben daha hiçbir şey yemedim. Karnım çok acıkmıştı ve daha önce iran gezisine başlamadan not ettiğim isfehanın meşhur yemeği Büryani Kebabını yemek ve sonrasında hostele gitmek istedim. Tekrar Char Bagh caddesine çıkıp açık lokantalara bakmaya başladım. İsfehan turizm şehri olduğundan geç vakitlere kadar açık lokanta, bakkal, parfüm, fırın gibi esnaf dükkanları bulabilirsiniz. Bende et reyonları olan bir lokantaya girdim ve siparişi verdim.

Büryani Kebabı: Yoğun baharat karışımıyla marine edilmiş koyun ve akciğer karışımı olan, ufak ufak kıyılmış bir et kütlesi bu kebap. Kokusu ve tadıyla benim damak zevkime tam hitap etti ama seven sever, sevmeyen sevmez tabi. Sadece İsfehan’da yiyebilirsiniz bu kebabı.

 

 

 

 

Büryani Kebabı

Akşam yemeğimi de yedikten sonra iyice yorgunluk çöktü. Caddeyi takip ederek 45 dk içinde hostele vardım ve vakit geçirmeden bir duş alıp yatağa attım kendimi.

2.Gün

Sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı sonrasında tekrar adımlamaya başladım İsfehanı. İsfehan’da her parkta aşağıda gördüğünüz güzellikler var, prizler ve bedava Yani adamlar yapmış arkadaş, bizde 1 tl istiyor adamlar, burada tak takabildiğin kadar

 

 

 

 

 

Yine Char Bagh caddesini takip ediyorum ve hemen yolun sol tarafında gözüken dev tabelanın gösterdiği yöne sapıyorum, esas hedefimiz burası çünkü; İmam meydanı..

İmam Meydanı: 1612 yılında Şah Abbas tarafından yaptırılan ve1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınan, rivayete göre dünyanın en büyük meydanı burası. 163 metre eni ve 512 metre boyu ile gerçekten bu rivayet doğru olabilir dedirtiyor.

İmam Meydanı

 

 

İmam Meydanı yapıldığında Şah Abbas polo oynarmış bu meydanda ve polo oyunlarını izlermiş. Bu polo direkleri halen muhafaza ediliyor meydanda.

 

 

İmam Cami: İmam Meydanında en başta bulunan bu cami 1612 yılında yapılmış. Eşsiz çini işlemeleri ve mimarisi ile muhteşem bir eserdir. Caminin 2 minaresi var. Ve bunların yüksekliği 30 mt.

 

İmam Cami

 

İmam Cami kapısı eşsiz çini işlemeleri

 

 

İmam Cami

Cami içinde büyük bir avlu ve ortasında büyük bir havuz var. Diğer açık alan ise medrese olarak yapılmış ama şimdi tüm bunlar tadilattaydı. İmam Cami’nin çok ilginç bir özelliği var; namaz kılınan kümbet bölümünde ne kadar kısık sesle konuşursanız konuşun kümbetin her tarafından konuştuğunuz duyuluyor. O kadar çok kısık sesle konuştum ki kendimi bile duyamadım bir zaman sonra ama kümbetin her tarafından benim sesim geldi. Dilimi falan yutuyordum az daha; ama daha bitmedi; namaz kılınan alanın tam ortasında bir taş var, tam bu taşın ortasına gelip bağırdığınızda kümbetin her tarafından hepsi birbirinden farklı eko sesler geliyor. Hatta elime bir kağıt para aldım ve pıt pıt diye vurmaya başladım, her yerden farklı eko sesler gelmeye başladı. Tam bu noktadan 10 cm uzağa gidin, bağırın, ses falan gelmiyor. İlla bu noktaya geleceksiniz. Adamlar kafayı yedirtti bana, nasıl olur diye beynimi yedim durdum.

 

 

İmam Cami Kümbet

 

 

Tam bu resimde ayağımı bastığım nokta insana beynini nokta

 

 

Deney üstüne deney yapılır itinayla

 

 

 

 

 

 

İmam Cami

 

İmam meydanı

 

İmam Cami

Bazaar ve Kayseriye Kapısı: İmam Meydanında meydanın ana giriş bölümünde bulunur. Bu kapı ile meydanın o devasa çarşısı içine girer ve çarşı içinde kaybolabilirsiniz. Kapı ince ince el işçiliği ile işlenmiş ve duvarlarda Şah Abbas’ın yaptığı savaşlar resmedilmiş.

 

 

 

 

 

 

 

Kayseriye Kapısı

Bizim kapalıçarşının daha ufağı olan bu çarşı içinde farklı esnaf grupları farklı bölümlerde yer alıyor. Baharatçısından kuyumcusuna kadar her şeyi bulabilirsiniz.

 

Bazaar

Şeyh Lütfullah Cami: İmam Meydanında havuzun karşısında bulunan bu cami 1602 yılında yapılmış. Bu cami o kadar muhteşem turkuaz taşlarla işlenmiş ki mavi renkler içinde adeta bir rüyada gibi hissediyorsunuz kendinizi. Mozaik ve çini işlemeler muhteşem, ve güneş ışığı vurduğunda o parlamasını kesinlikle görmelisiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeyh Lütfullah Cami

Ali Gapu Sarayı: Bu saray 48 metre yükseklikte ve meydanda şeyh lutfullah caminin hemen karşısında yer almakta.6 kattan oluşan bu saray zamanında ihtişam ve lüksün bir göstergesiymiş. Şimdi harap vaziyette ve tadilatta. Duvarlarında yer alan mozaik ve duvar resimleri yağmalanmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ali Gapu Sarayı

Sarayın en tepesine çıkıp İmam Meydanı manzarası izlemek gerçekten çok keyifli.

 

 

İmam Meydanı

İmam Meydanı’nı adım adım gezip tadına varmanız yaklaşık 5-6 saat sürmekte, bu 4 gezilecek eser, çarşının içinde gezmek, oturmak, çay içmek, soluklanmak..O yüzden bu meydanı gezmeye erkenden gelmenizi tavsiye ederim.

İmam Meydanı gezisi sonrası tatlı cenneti olan bu memlekette yine isfehan’a özgü bir tatlı olan Gez yemek için ufak bir mola verdim. Kesilmiş dondurma parçaları, limon suyu ile harmanlanıyor ve ayaküstü yediğiniz buz gibi bir tatlı oluyor.

 

 

Gez Tatlısı

Bir de yine aynı adı taşıyan; helva benzeri, kutularda satılan tatlıları var ki onun adı da Gez. Yani Gez dediğinizde karşınıza çıkacak olan tatlı seçeneği 2 tane, seçim size kalmış.

Chehel Sütun-Kırk Sütun Sarayı: İmam Meydanından ayrılıp yine geldiğiniz yön olan İmam Hüseyin Meydanı’na yürüdüğünüzde karşınızda bir alan içinde sizi selamlayan sarayın adı Kırk Sütun Sarayı. 1650 yılında Şah Abbas tarafından yaptırılmış. Sarayda kırk sütun yok, ama bu adı almasının sebebi ise sarayda bulunan 20 sütunun yansıması havuzda görüldüğü için kırk sütun sarayı olarak adlandırılmış. Şimdi gelelim bu sarayın önemine; İçerde devasa büyüklükte duvarlarda 6 adet resim bulunmakta. Bu resimler İran tarihinin kısa bir özetini geçmekte bizlere. İsterseniz gelin sıra ile bakalım fotoğraflara..

 

 

Kırk Sütun Sarayı

 

Avlu ve Havuz

 

Kırk Sütun Sarayı

 

 

Resim 1: Türkistan Kralı misafiri olan Şah Abbas için bir tören yapıyor.

 

 

Resim 2: Şah Abbas Moğol Hükümdarı ile Konuşuyor.

 

 

Resim 3: Şah İsmail, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ile Çaldıran Ovasında savaşıyor.

 

Resim 4: Şah Abbas sarayda eğlence yapıyor.

 

 

Resim 5: Nadir Şah Hindistan’da Hint ordusu ile savaşıyor.

 

 

Resim 6: Şah İsmail Özbek kralı ile savaşıyor.

Duvarda bulunan bu resimler gerçekten etkileyici. Genel olarak isfehan halkı da bu tip yerlere çok sık ziyarette bulunmakta.

 

 

 

 

 

Kırk Sütun Sarayı

Bu saray öyle bir saray ki tüm duvarları, tavanı, sütunları, odaları baştan başa resim ile dolu, her yerde yapılmış duvar resimleri bize başka bir hikaye’den söz ediyor. Yine sarayın içinde 14. Ve 15.yy dan kalma eserler, el yazmaları ve kapı örnekleri sergileniyor.

 

 

Kırk Sütun Sarayı gezisi sonrası artık saat 19.00’a yaklaşmakta ve hostele dönüş vakti. Akşam hostelde diğer sırtçantalı arkadaşlarla sohbet ettik. İsfehan’da gece hava sıcaklığı çok güzel, Tebriz gibi soğuk değil burası. Çok rahat yatabiliyor ve terlemeden uyuyabiliyorsunuz. Günün yorgunluğu ile bende uyku moduna geçtim.

3.GÜN

Sabah kahvaltısı ardından hostelden çıkıp bu sefer her zamanki istikametin tersine yürüyoruz. Yani hostel kapısını arkamıza alıp yolun karşı tarafına geçiyoruz ve 5 dk yürüdükten sonra karşımıza çıkan Takhti kavşağından sağa dönüyoruz. Bu caddenin adı Cemalud-din Rezzag caddesi. Bu cadde boyunca yaklaşık 45 dk yürüdükten sonra bir Kapalıçarşı girişi çıkar karşımıza. Burası daha önce bir çok defa örneğini gördüğümüz iran Kapalıçarşılarından bir tanesi. Bu çarşıya girin ve adımlamaya başlayın.

 

 

Çarşı içinde ilerlerken kavşak noktalarında tabelalar göreceksiniz, medrese, çeşme ve Jameh Mosque tabelası.

Jameh Mosque-Cuma Camisi: Çarşı içinden ulaşabileceğiniz bu cami İsfehan’daki en eski camilerden biri. Unesco Dünya Mirası Listesinde olan bu caminin en büyük özelliği İsfehan’da hakimiyet kurmuş Selçuklular, Moğollar, Safeviler’in bu camiye hep bir eyvan eklemiş ve eski yapılanları da korumuş olmalarından kaynaklanıyor. Bu caminin avlusu yaklaşık olarak 20.000 metrekare ve devasa büyüklükte.

 

 

Cuma Cami Girişi

Avluda 4 adet eyvan bulunmakta ve her biri birbirinden farklı özellikler taşımakta. Bu dört eyvan Moğollar, Safeviler, Selçuklular ve İran kendi tarzını yansıtmakta.

 

 

 

 

 

Avlu

Bunlardan 1.eyvan olan Moğollar zamanında yapılan eyvandır. Mozaikler ve süslemeler 15.yy dan kalma.

 

 

1.eyvan

2.eyvan ise Selçuklular döneminde yapılmış ve Kufi hat sanatı ile süsleme ve yazılar yazılmış.

 

2.eyvan

3.Eyvan ise Safeviler zamanında yapılmış.

 

 

3.eyvan

Cuma Cami içinde en muhteşem ve gezilebilecek eyvan Moğol eyvanı. Moğollar zamanında yapılan bu eyvan ve içi tam bir görsel zevk. Yapılan her sütun birbirinden farklı desenler içermekte, ışık oyunları muhteşem.

 

 

 

 

 

 

 

 

Cuma Cami çıkışını yine aynı yerden çarşı kapısından yapın. Çarşı içine girdiğinizde Süpürgeciler pazarına doğru adımlayın. Yaklaşık 30 dk boyunca çarşı içinde yürüyeceksiniz. İsterseniz 1 saatte yapabilirsiniz, gezin, dolaşın, soluklanın, çay için. Süpürgeciler pazarına çıktığınızda telaşlanmayın, burası İsfehan’ın arka sokakları ama emin olun güvenilir ve tehlikesiz bir sokak. Özellikle bu saatlerde.

 

 

Buraya geliş amacımız ise İsfehan’da her yerde gözüken Yüksek minaresi ile dikkat çeken Ali Cami’yi görmek

Ali Cami: 12.yy’da yapılmış olan bu cami hakkında net bir bilgi yok. Minaresinin yüksekliği 48 metre. İçerde tadilat var. 2 yıldan beri bu tadilat sürüyormuş. Farklı tuğlaların kaynaştırılması ile yapılan bu minare tüm isfehan’dan gözüküyor. Minare üzerinde firuze tekniği ile yazılmış Kelime-i Tevhid yer almakta ve ikinci kısmında mozaik tuğla tekniğiyle yazılmış bir kitabe bulunmakta. Bunları bana cami imamı anlattı. Ne yazık ki detaylı bir katalog yada broşür bulunmamakta

Ali Cami ve minaresi

 

 

Ali Cami ve Minaresi

Haruniye Camisi: Ali Cami ile aynı sokakta bulunan bu cami şii inanışında çok önemli bir yer tutar. Burada her yıl şii törenlerinde toplanan binlerce şii geleneksel ibadetlerini yapar, onun dışında zaten ibadete açık bir camidir.

 

 

 

 

 

Haruniye Cami

İçeriye girme fırsatım olmadı çünkü burada da tadilat vardı. Anladığım kadarıyla yaz mevsimi başlamadan genel olarak tüm camiler ve müzeler tadilattan geçiriliyor.

Tekrar aynı dönüş istikametinden Cemalud-din Rezzaq caddesine çıkıp yaklaşık 45 dk’lık bir yürüyüşten sonra hostele varabilirsiniz. Bu arada bu cadde üzerinde outdoor mağazaları var, Lafuma, Millet, North Face gibi bir çok markayı buradan bulabilir ve satın alabilirsiniz.

4.GÜN

İsfehan günlerimi bitirdim artık. Gezmek ve görmek istediğim yerleri tam anlamıyla gezdim dolaştım. Yarın Şiraz yolculuğum başlayacak. Otogar’a gidip Şiraz için otobüs bileti aldım. İsfehan-Şiraz arası yaklaşık 8 saat. Hostele döndüm ve tüm günümü dinlenerek, notlarımı alarak geçirdim. Yarın sabah 10.00’da Şiraz yolculuğum başlayacak.

ŞİRAZ

Şiraz İran’ın en aydın şehirlerinden biri. Tarih boyunca bu şehirden filozoflar, düşünürler, savaşçılar, şairler yetişmiş. Şehir üzüm bağları, gül bahçeleri ile ünlü. Burada couhsurfing üzerinden tanıştığım mimar olan Hamed’in evinde kalacağım. Yine kalış sürem 4 gün.

Saat 18.30 gibi Şiraz terminaline indim. Hamed beni bekliyordu zaten. Hemen atladık arabaya ve eve gittik. Günün yorgunluğunu çay ve sigara eşliğinde sohbet ederek atlattık. Hamed tam benim kafa dengim bir adam. Aynı yaşlardayız ve tüm zevklerimiz uyuşuyor birbiriyle. Ve Şiraz günlerimde her gün beni gezdirdi. O olmasaydı gerçekten işim çok zordu. Burada İngilizce konuşan kimse yok, ve mesafeler birbiri ile çok uzakta yer almakta. Mecburen taksi ile anlaşmak zorundasınız ama onda da zaten potansiyel kazıklanacak prototip olduğunuz için taksiciler tarafından bulunmaz nimetsiniz. Hamed bu konuda benim elim ayağım oldu hep.

Şiraz tıpkı İsfehan’da olduğu gibi bir büyük ana caddeye sahip; Kerim Khan-e Zend Caddesi yada bizim dilimizce Kerim Han caddesi diyelim. Kerim han Şiraz’ı baştan sona inşa eden 1750 yıllarında hüküm sürmüş bir kral, bu cadde boyunca adımladığınızda karşınıza dev bir meydan çıkmakta; Şüheda Meydanı. İşte Şiraz’da gezilecek ne kadar yer varsa hepsi bu meydan üzerinde ve çevresinde toplanmış.

TEBRİZ GEZİLECEK YERLER

1.GÜN

Sabah erkenden kalktık ve yollara düştük. Bugün tek gezeceğimiz yer Büyük Pers İmparatorluğu’nun merkeziPERSEPOLİS..

Persepolis’e ulaşmak için herhangi bir otobüs yada minibüs yok Şiraz içinden. Mecburen terminale gidip oradan Persepolis arabalarına bineceksiniz ve kapısında ineceksiniz. Şiraz-Persepolis arası yaklaşık 1,5 saat sürmekte. Biz de aynen böyle yaptık ve saat 10.00 gibi yolculuğumuz başladı sabahtan.

PERSEPOLİS

Şiraz’ın 70 km kadar uzağında yer alan bu şehir Büyük Pers imparatorluğu’nun merkeziydi. 1. Darius zamanında MÖ 520 yılında yapılışına başlanan bu muhteşem kent 200 yıl süren bir yapım aşamasından sonra tamamlanıyor. Toplam 130.000 metrekare üstüne kurulan bu kent içindeki eserler, muhteşem kaya figürleri ve taş işlemeleri ile İran’a gelen her gezginin kesinlikle geldiği bir Açıkhava müzesidir.

 

Persepolis

 

 

Sırasıyla Persepolis gezisine başlayalım;

Tüm Milletler Kapısı: Persepolis Antik Kentine girişi bu kapıdan yaparsınız. 1.Xerkes tarafından yapılmıştır ve bu kapıdan geçerek şehrin her tarafına ulaşma imkanı var.

 

 

Tüm Milletler Kapısı

Kapıdan geçerken zamanında burada kazı yapmış arkeologların duvarlara kendi imzalarını kazıdığını görürsünüz.

 

 

 

 

 

Bu kapının en üstünde çivi yazısıyla yazılmış Kral Xerkes’in bu kapıyı nasıl yaptığını anlatan bir kitabesi bulunmakta.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kapıdan geçip kentin meydanına indiğinizde Apadana Sarayı kalıntılarına ulaşırsınız.

Apadana Sarayı: Kral Darius bu sarayda ikamet eder ve konuklarını burada huzura kabul ederdi.

 

 

Apadana Sarayı

Bu sarayın hemen yanında ise buraya geliş amacımız olan Apadana Merdivenleri bulunmakta.

Apadana Merdivenleri: İşte bu merdivenlerin olduğu ana yürüme yolu tam bir görsel show ve muhteşem bir tarih sunumu verir bize. Burada yer alan kaya resimleri, işlemeler o kadar iyi durumdadır ki binlerce yıl öncesinde nasıl yapıldıysa aynen öyle durmakta. Bu merdivenlerde devrin en büyük imparatoru olan Darius’a gelen dünya milletlerinin yetkilileri çok ince bir işleme ile duvara resmedilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Apadana Merdivenleri

Yine bu merdivenlerden ana meydana çıkınca 1.Darius’un taşlara işlenmiş bir çok rölyefi sizi karşılar

 

 

 

 

 

 

 

 

Persepolis ve ben dersime çalışıyorum, konu 1.Darius

Persepolis antik kentinin yamacında dağın eteklerinde 2 adet mezar bulunur, bunlar dev kaya bloklarına işlenmiş duvar resimleriyle yaklaşık 2000 yaşındadır. Bu mezarlar 2.Artaxerxes’in mezarlarıdır. Bu kaya resimlerinde dönemin dini Zerdüştlük hakkında ve Zerdüşt dininin sembolleri çokça bulunur. İnsanın aklı ermiyor ama, bu adamlar bunları nasıl yaptı, kaç yılda yaptı, kaç kişi çalıştı? İnanın baktıkça beynim error veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaya mezarları

Persepolis gerçekten büyük bir şehir, tadına vararak adımlamak, kalabalığı’da göz önüne alırsanız eğer yaklaşık 3 saat kadar sürmekte, ama burada havada bulunan tarih kokusu buram buram

Persepolis içinde soluklanacağınız bir cafe var, çayınızı içer, hediyelik eşyanızı alabilirsiniz.

Persepolis’ten çıkınca rotanızı yaklaşık 10 km uzakta bulunan Nakş-ı Rüstem’e çevirmeniz gerekiyor. Yine yapacağınız tek şey taksi tutmak. Persepolis önünde bekleyen genelde 2 taksi var ama turist olduğunuzu bildiklerinden uçuk fiyat söylüyorlar. Telaş etmeyin ve bekleyin. Halktan korsan taksicilik yapan biri kesinlikle uğrayacaktır. Biz de bekledik yaklaşık 10 dk kadar. Sonrasında aynen asıl mesleği çiftçilik olan ama işi bitince kendi arabasıyla taksicilik yapan Sait geldi ve tanıştık. Atladık arabasına ve ver elini Nakş-ı Rüstem

Nakş-ı Rüstem: Burada kayalara oyulmuş devasa büyüklükte 4 tane mezar bulunmakta. Burada yer alan mezarlar 1.Darius ve Xerkes’e ait. Diğerleri de oğullarına ait. İran ulusal kahramanı Zaloğlu Rüstem tarafından yapıldığına inanıyor iran halkı bu mezarların, ondan dolayı bu ismi vermişler. Mezarlar gerçekten devasa büyüklükte.

 

 

 

 

 

Nakş-ı Rüstem

Burada yer alan bir kaya resmi çok dikkat çekici, İmparator 1. Darius Romalı bir generali teslim alıyor. Kaya resmi o kadar büyük ve o kadar güzel korunmuş ki..

 

 

Nakş-ı Rüstem çıkışı arabaya atlayıp hemen bu bölgeye yaklaşık 10 dk uzaklıkta olan Nakş-ı Recep ziyareti yapmalısınız.

Nakş-ı Recep: Nakş-ı Rüstem kaya mezarlarına yaklaşık 10 dk uzaklıkta olan bu yer, bir toprak alan içerisinde bulunan 4 adet kaya mezarından oluşmakta. Bu mezarlara işlenen kaya resimleri gerçekten iyi korunmuş durumda. Bu resimler Sasaniler zamanında yapılmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

Nakş-ı Recep

Gezimizi tamamladıktan sonra arabaya atladık ve Şiraz yollarına düştük. Persepolis’ten sonra buralara gelmek için maalesef taksi tutmak zorundasınız, neyse ki benzin ucuz ve fiyatlar bizim ülkemize göre çok ucuz. Buraları kesinlikle görmelisiniz.

Saat 18.00 gibi Şiraz’a geldik ve bugün Hamed seni Zurhane’ye götüreyim dedi. Akşam saat 21.00 gibi başlıyor ve sen yanımda olduğun için rahatça izleyebilirsin dedi. Aklımda hep bu zurhane vardı. Ama kime sorduysam kime dediysem olmadı. Tebriz’de de bizim çoçuklar’a sorduğumda burada sadece bir yer var ama içeri girmen sorun olur demişti. Aklım havalarda gidelim dedim.

Zurhane: Kerim Khan-e Zend Caddesi üzerinde yer alan Şüheda Meydan’na gittik. Burada hemen sağ tarafta bulunan vekil hamamı içinde bir sokağa girdik ve ufak bir mescid önüne geldik. Burada yerin 1 kat altına indik ve o andan itibaren hayatımda gördüğüm en ilginç seyirlerden birini yaşadım. Zurhane aslında bir spor iran’da ve yerel halktan kişiler yapmakta. Daire şeklinde bir alanda farklı kilo ve yaşlarda kişiler çıkıp hem ayin yapmakta hem de spor. Alanın dışında ufak oturacak yerler var. Lobutlar, büyük ve ağır zincirler ile ahenkli, uyumlu bir şekilde resmen trans halinde hareketler yapıyorlar. Salonun tam köşesinde elinde def dediğimiz vurmali bir çalgı ile bu ayini yöneten ve bir yandan da şarkı söyleyen biri var. Burada bu hareketleri yapanlar ilk önce ısınıyor, kendi etraflarında deli gibi dönüyorlar. O kadar hızlı dönüyorlar ki takip etmekte zorlanıyorsunuz bazen. Sonra toplu halde Kuran okumaya başlıyorlar. Bu arada müzik yapan kişi durmadan Hz.Ali için beyitler okuyor. Kesinlikle gözlerinizle görmelisiniz.

 

Zurhane

Yaklaşık 2 saat süren bu toplu spor ve ayinden sonra ağzım kulaklarımda dışarı çıktık. Bugünüm nefis, dolu dolu geçmişti. Eve doğru adımlamaya başladık. Eve geldiğimizde bir cigara ve yorgunluk çayı sonrası hemen yatma moduna girdik.

2.Gün

Sabah kahvaltısı sonrası Kerim Han caddesini adımlayıp Şüheda Meydanı’na geldim. Tam meydanın ortasında yer alan kale Şiraz’ın eski tarihi eserlerinden biri olan Kerim Han Kalesi.

Kerim Han Kalesi: Tamamen tuğladan yapılmış olan bu kale 15 metre olan duvarları ve 4 kulesinden sadece bir tanesinin eğri oluşuyla ünlüdür.

 

Kerim Han Kalesi

Kale içine girdiğinizde önünüze çok geniş bir bahçe çıkar. Bu bahçe etrafında ise kralın odaları, misafir ağırlama salonu, hamam, ve hediyelik eşya satan ufak dükkanlar bulunmakta.

 

Kale avlusu

 

Kalenin misafir salonunda bulunan balmumu heykelleri; Kerim Han yabancı bir elçiyi kabul ediyor.

 

Hediyelik eşya satan ufak dükkanlar var kale içinde

 

Kerim Han’ın hamamı

 

Kerim Han Kalesi

Kaleden çıkıp hemen yolun karşı tarafına geçtiğinizde büyük bir cami göreceksiniz. Şimdi o camiye gidelim.

Vekil Cami: Kerim Han Kalesinin hemen karşısında bulunan bu cami 1773 yılında Kerim Han tarafından yaptırılmış. Mozaik işlemeleri nefis bu caminin.

 

Vekil Cami

 

Vekil Cami

Camide yine diğer yerlerde gördüğüm gibi tadilat çalışması vardı.

Vekil Pazarı: Caminin hemen yanında yer alan bu çarşıyı yine Kerim Han yaptırmış. İçerisi yine diğer şehirlerde gördüğüm çarşılar gibi labirent koridorlar, dükkanlardan oluşmakta. Çarşı cidden büyük. Bu çarşı içinden devam ederek tabelaları takip ederek Şiraz’ın en önemli eseri sayılan Şah-e Çerağ Türbesi çarşı kapısına varabilirsiniz.

 

Vekil Pazarı

Şah-e Çerağ Türbesi: Şii inanışının en önemli ziyaret edilen türbesidir. Türbenin içinde mozaik şeklinde milyonlarca ayna duvarlara atılmış ve ziyaretçilere muhteşem bir ışık oyunu sunmakta. Türbenin avlusu çok kalabalık. Ağlayanlar, ibadet edenler var.Buranın bu kadar önemli olmasının sebebi ise şii inanışında 12 imam inanışı var. Bu 12 imamdan biri olan İmam Rıza’nın kardeşi burada öldürülmüş. Sonrasında öldürüldüğü bu yere bu türbe yapılmış.KESİNLİKLE FOTOĞRAF ÇEKMEK YASAK. BEN GİZLİ ÇEKTİM. ÇOK SIKI KORUNUYOR.

 

 

Şah-e Çerağ Türbesi

Saat 17.00 civarı olmuştu ve biz yavaştan tekrar ev yoluna düştük. Hava çok sıcak ve evde ben notlarımı yazmak istiyorum, Hamed ise işle alakalı proje çizecek. Sizde adım adım yürüyerek gezerseniz ortalama yine 1 gününüzü alacak bu rota.

3.GÜN

Dervaz-e Kuran-Kuran Kapısı: Şiraz’ın çıkışında bulunan bu kapıya ulaşmak için taksi tutmanız gerekiyor. Meydandan yaklaşık 30 dk sürmekte araç trafiğine bağlı olarak. 1100 yıl önce yapılan bu kapı için şunu anlatıyorlar; Önceden seyahate giden birisi bu kapıdan geçerse tekrar Şiraz’a sağ salim dönermiş. Yine Kerim Han bu kapının üstüne ayetler işletmiş. Bundan dolayı adını almış.

 

Kuran Kapısı

Hafız Türbesi: Kuran kapısından çıkıp aşağıya meydan tarafına yürüdüğünüzde bir tabela çıkar karşınıza; Hafız diye. Bu tabelayı izleyip yaklaşık 30 dk yürürseniz en sonunda Fars edebiyatının en büyük isimlerinden Hafız’ın türbesine ulaşırsınız. 1324 yılında doğan bu dev isim 1391 yılında vefat etmiş. Hafız İran’da o kadar yüce bir insan ki, her evde Kuran ve hafızın kitabı var.

 

Türbe Girişi

 

Türbenin içi

Türbe geniş ve büyük bir bahçe içinde yer alıyor. Hoparlörlerden devamlı Hafız’ın şiirleri okunuyor. Avlu ve bahçe çok kalabalık. Günün her saati burası akın akın ziyaretçiler tarafından ziyaret ediliyor.

 

Hafız’ın mezarı

Yine avluda bulunan havuz buraya gelen ziyaretçiler için bir dinlenme yeri, soluklanma yeri olarak kullanılmakta.

 

Genel olarak Şiraz gezisinde görülmesi gereken yerler burası. Ben yine 4 gün üzerinden planlarımı yaptım çünkü son gün olan yarın istediğim saatte kalkacağım, hamed’le plansız ve programsız gezeceğiz sokakları, notlarımı alacağım. Genelde hep seyahatlerimde bunu yaparım. Son günü kendime ayırırım. Buradan Tebriz’e geri döneceğim ve 2 gün kalacağım ama bu sefer sadece misafir olarak, gezgin olarak değil. Ben İran’ı çok sevdim, bu ülke gerçekten gezilmesi ve keşfedilmesi gereken bir gizli cennet

Şiraz’dan 4. Gün sonunda ayrıldım. Şiraz-Tebriz otobüsleri yine Şiraz içinde yer alan ufak terminalden kalkmakta. Hamed ile vedalaştık. Gerçekten bana çok ama çok yardımcı oldu. Tebriz otogarına sabah vardım. Mehdi beni karşılamaya gelmişti. 2 gün boyunca Tebriz’de plansız programsız bir Tebrizli gibi dolaştım. 2.gün sonunda artık Türkiye’ye dönüş zamanı gelmişti. Tebriz’den Türkiye Bazargan sınır kapısına 2 şekilde gelebilirsiniz; 1. Seçenek Tebriz otogarından Maku otobüslerine binmek ve yaklaşık 8 saat yolculuktan sonra Maku şehir merkezinde inip bir taksi tutarak sınıra ulaşmak. Maku’dan sonra bazargan sınır kapısı yaklaşık 20 km ve taksi olmadan ulaşım seçeneği yok. 2.seçenek ise yine otogardan kelle başı 25.000 tümen verip arabaya binmek. Arabalar 4 kişi dolunca hareket etmekte ve herkes kelle başı bu parayı vermekte. Yaklaşık 4 saat sonra sınır kapısı önünde iniyorsunuz. Tebriz-Bazargan sınır kapısı arası yaklaşık 380 km. Ben 1. Seçeneği yaptım, zamanım vardı yeterince ve param da azdı. Tebriz’den Maku otobüsleri 11.000 tümen ve Maku’dan bazargan sınır kapısı taksi ile 6000 tümen, toplamda 17.000 tümen vererek sınıra ulaştım. Sınır kapısından içeri girdiğinizde ister ana binaya kadar yürürsünüz ki yaklaşık 45 dk sürer yürümek, isterseniz 500 tümen karşılığı taksiye biner ana kapıya kadar gidersiniz. Ben taksi seçeneğini kullandım. Pasaport kontrol çok kolay, sadece çok yığılma var ve düzen yok. O biraz sıkıntı yaratabiliyor. Ve saat 17.00 gibi Türkiye topraklarına, canım vatanıma ayak bastım. Karşımda heybetli Ağrı Dağı bana merhaba, hoş geldin dedi. Yaktım bir cigara ve merhaba dedim bende, merhaba, hoş bulduk.

 

Ağrı-Doğubeyazıt Bazargan sınır kapısı Türkiye toprağı, karşımda heybetli Ağrı Dağı

 

Kaynak: http://www.erdemgurses.com

 

No Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir